Ciddi anlamda toplumsal dışlanmaya maruz kalan romanlar, bu nedenlerden dolayı üretim sürecine katılamamışlardır. Uzun yılları alan bu yaşam biçimi hem romanlar hem de toplumun diğer kesimi tarafından kanıtsanıp genel yaşam biçimine dönüşmüştür.Dansözlük, köçeklik, kalaycılık, bohçacılık, falcılık gibi toplumlarda hiçte makbul sayılmayan işlerle geçimlerini sağlamaya çalışan romanlar bu nedenle üçüncü sınıf insanlar olarak algılanmışlardır. Kariyer yapmış olanlar dahi her durumun doğal sonucu olarak, çingene olarak algılanmanın getirdiği önyargılardan dolayı da kimliklerini saklama gereksinimini duymuşlardır. Romanlar bir yandan ekonomik-sosyal kısıtlamalarla birçok olanaksızlıkları yaşarken diğer yandan geleneksel yaşam biçimlerini korumaya devam etmişlerdir. Toplumsal dayatmalar karşısında belli kalıplara girmek yerine yaşam felsefeleri gereği her zaman günü yaşamaya devam etmişlerdir. Zira onları hayata bağlayan değerler, maddiyattan önce her zaman maneviyat olmuştur.Ailelerden çocuklarına miras kalan kalaycılık, bohçacılık ve ayı oynatmak gibi ekonomik anlamda var olma biçimlerininde birçoğu artık yaşamlarından silinmiş durumdadır. Böylece piyasa ilişkilerinin gelişmesi, kapalı aile yapılarının çatlaması, kentlerin merkez ve çevrelerine yapılan göçlerle birlikte, romanların hayatında hem geleneksele yaslanmaya devam eden, hemde piyasa ile bütünleşmeye çalışan bir süreç başlamıştır. Yalnızca yaşanan anı önemsiyor olmak geleceğe yönelik bireysel ya da toplumsal projelerden uzak durmak romanların hayatında “böyle gelmiş böyle gider” mantığının yaygın bir şekilde devam etmesinden kaynaklanıyor. Diğer insanların onlara bakışı bu tercihlerini pek fazla da değiştirmemiştir.Şimdilerde belki insanlar, yaramazlık yapan çocuklarına “uslu dur! yoksa seni çingenelere veririm”...demiyor.Fakat korku, tutku,serserilik gibi kavramların hala Çingene Miti’nde” barındırmak mümkündür.Bazı kesimlere göre onlar hırsızdır, sanki sadece onlar uğursuzdur...Romanlar kendi aralarında toplumsal bir çoğulculuğa yönelmedikleri sürece her zaman böyle söylentilere maruz kalacaklardır.Romanlara yönelik bu tür önyargıları yıkmak olumsuz tavırların karşısına çıkmak için birtakım sivil toplum kuruluşları ve bireyler harekete geçmiş ama romanlar bu süreci sadece seyretmekle yetinmişlerdir.
ROMAN DANSI
Türkiye’de Roman dansının ritmi 9/8 ‘liktir.(1.2, 1.2, 1.2, 1.2.3) tulum-ağır, pancar-hızlı ve gayda tamamen Romanlara has bir oyun şeklidir.Aynı ritm içinde oynanan karşılama ise ayak kalıbı ve tavrı ile farklılık gösterir.Roman dansının özelliği doğaçlama olmasında yatmaktadır.Gelişmemesinin nedeni ise bireysel oynandığı ve hiçbir kurala bağlı olmadığındandır.Oryantal ve göbek dansının figürlerinden alıntı yapıp kendilerine özgü yorum katarak oynarlar.Danslarında nispet yapmak, hava atmak, ilgi çekmek ya da kızdırmak üzerine kurulu figürler alaycı ama kurnaz bir yapıyla sergilenir.